Muhammet Özpınar biyografi

Muhammet Özpınar

Fotoğrafa olan ilgisi ilkokul çağlarında ağabeyinin Kompakt fotoğraf makinesi ile çektiği fotoğrafları seyretmek ile dolaylı yoldan başladı. Yaşı itibari ile makineye dokunma yasağı olduğu için kendi fotoğraflarını çekmeye başlaması kameralı bir telefona ilk defa sahip olduğu zaman olan liseye geçmesinden biraz evveline kadar mümkün olamadı. O zamana kadar olan süre zarfında ise bilgisayara olan marakı ve orta okul çağlarında tanıştığı Adobe Photoshop programı sayesinde fotoğraf sanatına olan ilgisi arttı. DSLR makineyle tanışıp, kendi kurguladığı bir fotoğrafı çekebilmesi ancak 2008 yılında ağabeyinden ödünç aldığı Canon 450D ile mümkün oldu. Üç sene daha telefonla fotoğraf çekmeye ve onları sosyal medyada paylaşmaya devam etti. Çektip paylaştığı fotoğraflardan birisinin aşırı kumlama yapmış bir fotoğraf oluşuyla dalga geçen ağabeyine “bizim de profesyonel makinemiz olsa biz de kaliteli çekeriz” demesi onun için fotoğraf serüveninde dönüm noktası oldu. Sözün altında kalmayan ağabeyinin 2011 yılında hediye ettiği Nikon’un D40x ile fotoğraf ile asıl bağını kurmuş oldu. İyi bir kompozisyon eğitimi almış olan ağabeyinin kısa süreli de olsa rahle-i tedrisatından geçti. Yabancı dil bilgisi sayesinde fotoğrafın temel unsurlarının inceliklerini öğrendi. 2012 yılında eğitim hayatına devam ettiği Ege Üniversitesi’nin fotoğraf topluluğunda aktif rol almaya başladı ve burada da pozlu fotoğrafçılık ve stüdyo fotoğrafçılığı hakkındaki bilgi ve beceri birikimini arttırma imkanı buldu. Aynı sene ilk karanlık oda eğitimini alıp Agrandizör’le tanıştı. Kendi fotoğraflarını banyo ettirmiş olmanın verdiği haz ile bir müddet sadece pozlu fotoğrafla hemhâl olsa da bir müddet sonra dijital fotoğrafçılığa geri döndü. Lisans eğitiminin son yıllarında Karaman’da kendisinden başka fotoğrafçıların da varlığından haberdar olmasıyla yalnız devam ettiği fotoğrafçılık serüvenine yeni bir boyut kazandırdı. Anadolu coğrafyasındaki bazı değerleri tanıma ve onların deneyimlerinden faydalanma imkanı sunan bu birliktelik, fotoğrafçının bilgi birikiminin demlenmeye başlamasını sağladı. Yalnız başına çekime çıkamadığı için yıllarca ertelediği projelerinin bir kısmını da bu birliktelik sayesinde gerçekleştirebildi. Teknoloji ile olan sıkı alakasından ve baskılayamadığı merakından ötürü astrofotoğrafçılıktan, süpermakro çekimlere kadar neredeyse her tür çekim tekniğinin araştırmasını yaptı; tadına baktı. Bu arayış sürecinde Timelapse ve Hyperlapse ile tanışarak fotoğraf sanatının biraz dışına taşmış olsa da fotoğraf merkez ilgisi olmaya devam etti. 2016 yılında “Engel Değil” konulu ulusal fotoğraf yarışmasına gönderdiği kurgu fotoğrafının 3.lüğe layık görülmesiyle ilk ulusal yarışma ödülünü almış oldu. Arının binlerce çiçeği tattığı bal yapma sürecine benzettiği bu tatma döneminin sonunda kendisine en fazla zevk veren fotoğrafların: Yunus’un “Ete kemiğe büründüm, Yunus oldum göründüm” mısralarındaki sadeliğin fotoğraf sanatındaki tezahürleri ve zıtlıkları aynı karede buluşturarak, içerisinde yaşanılan post-modern dönem ve kapitalist sistemin ikiyüzlülüğünü gözler önüne seren sokak fotoğrafları olduğunu farketti. Benlik savaşlarının çokça yaşandığı fotoğraf camiası içerisinde fotoğrafı kişinin nefsiyle olan mücadelesinde bir araç olarak gören fotoğrafçı, ortaya koymaya çalıştığı gerek zıtlıklar harmonisinde gerek sade fotoğraflarda kendi nefis mücadelesini özellikle görmekten mutluluk duyuyor. 2015 yılında başladığı uzun vadeli “Türkiye’nin İncileri” adlı TimelapseHyperlapse projesine devam etmekte olan fotoğrafçı, sokak sokak zıtlıkların ve terbiye etmesi gereken benliğinin peşinde koşturmaya da devam etmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir